SİNGAPUR (Ocak-2001)

Singapur'a gidişimiz yılbaşı gecesine denk geldi. Saatler gece 12'ye yaklaşırken, Kuala Lumpur'dan Singapur'a gitmek üzere uçağa bindik ve uçakta bizim gruptan başka kimse yoktu.
Herkes yılbaşı programını yapmış, yerli yerine yerleşmiş, o gece havada dolanan bir tek bizdik galiba.
Uzatmayayım, sonunda yeni yıla girmeden Singapur'a indik. Hemen otel lobisine çantaları atıp yılbaşını sokakta kutlayan kalabalığın içine karıştık.
Yılbaşı; bağrış çağırışlar, eğleniyormuş gibi yapan insanlar, yeni yıla bağlanan umutlarla her zamanki gibi kutlandı ve geçti gitti.

Singapur; Malay Yarımadası'nda oldukça küçük yüzölçümüne sahip, toplamda 54 adacıktan oluşmuş bir şehir devlet. Halkın çoğunluğunu Çinliler oluşturuyor. Ticaret de onların elinde zaten. Malaylar ve Hintliler ise azınlıkta kalmışlar. Malaylar daha çok idari işleri üstlenmiş, Hintliler ise taksi şoförlüğü, temizlik işleri gibi hizmet sektöründeler.
Şimdiki Singapur'a bakıp da eskiden buraların bataklık olduğuna insanın inanası gelmiyor. Burası bambaşka bir dünya...
Bu ülkede her şey önceden hesaplanmış, çizilmiş; sonradan evler, yollar yerli yerine yerleştirilmiş gibi. Yeşillik her yere öylesine hakim ki! Gökdelenlerin bile betondan yapıldığını unutuyorsunuz, üstünüze üstünüze gelmiyor. Yüksek binaların arasında geniş caddeler, parklar, bahçeler ve oldukça lüks villalar var.


Panaromik olarak şehri turladıktan sonra 'Ulusal Orkide Bahçesi'ne geliyoruz. Gerçi bu bahçede sadece orkide yok, orkidenin dışında üç bin bitki çeşidi daha varmış.
Bizim ülkemiz için nadide bir bitki olan orkideler, burada zibil gibi. Ağaçlara aşılanmış renk renk orkidelerin görselliği ise ayrı bir güzellik oluşturmuş.
Bahçenin bir bölümünde sadece bu çiçeklerden yapılmış olan hediyelik eşyaların satıldığı bir reyon var. Reyonda ilgimi en çok altınla kaplanmış orkideler çekiyor. Yapım aşamasını da gördüm; Orkide önce üstüne püskürtülen bir madde ile sertleştiriliyor. Sonra üstü ince bir tabaka altınla kaplanıyor. Bu şekilde çok güzel takılar ortaya çıkmış, orkideler; kah küpe, kah kolye olmuş.

Aynı gün Faber Tepesi'nden teleferikle Sentosa Adası'na geçiyoruz. Teleferikten görünen liman, bu ülkenin ticari hacmi hakkında az buçuk bir fikir veriyor. Zaten burası dünyanın en işlek 2'ci limanı. Singapur, kişi başına düşen milli geliriyle de dünyada üst sıralarda yer alıyor.
Ekonomi, ihracata dayalı. Ancak gıda maddeleri ithal ediliyor. Bir de adanın yeterli akarsuyu olmadığından ülkede çok büyük su sıkıntısı var.

Sentosa Adası
Singapur'da hava çok sıcak. Daha doğrusu o sıcaklığı hissettirecek nem oranı çok fazla. Neme bağlı olarak da adada çok sık yağmur yağıyor.
Biz teleferikteyken yağmur çiselemeye başlamıştı. Sentosa'ya indiğimizde ise yağmur, sele dönüştü.
Ama yağmuru takan kim? Nasılsa biraz sonra güneş açacak...













Sentosa Adası'nda ilk olarak 'Underwater World' ü geziyoruz. Yüzlerce balık ve deniz canlısını burada görmek mümkün. Dünyanın en büyük akvaryumlarından biri olduğu söyleniyor.
Akvaryumun ortasından bir tünel geçiyor ve tünelde yürüyen bir platform var. Bu platform bizi ileri doğru sürüklerken gözlerimizin önünden değişik renk ve büyüklükte balıklar süzülüyor.














Ada inanılmaz derecede temiz, sakin, huzurlu...
Ancak Singapur, yasakların bol olduğu bir ülke. Bu ülkede o kadar çok yasak var ki! Bunların arasında en ilginç olanı ise sakız yasağı. Ülkeye sakız girmesi ve kullanımı yasak! Bunun nedenini de şöyle açıklıyorlar: Özellikle metrolarda çiğnenip yere atılan sakızlar metro kapılarının kapanmasını engelliyormuş. Sakız çiğnemenin cezası 400 $'dan başlıyor tekrarı halinde ise bu ceza katlanıp gidiyor.

Sentosa Adası istenirse bir trenle gezilebiliyor. İnilen her istasyonda farklı aktiviteler var. Zaten Sentosa dünyanın en ünlü eğlence parklarından biri.
Adadan çok rahat denize girilebiliyor, kıyı plajlarla kaplı. Sonuçta burası bir ada:)

Singapur'un bir çok yerinde olduğu gibi Sentosa Adası'nda da büyük bir Merlion Heykeli var. Merlion Singapur'un simgesi... Singapur'un kelime anlamı ise ''Aslan Şehir'' demek. Ancak Merlion figürü, aslan ile balığın karışımından oluşmuş.
Şehrin, turistik eşya satan mağazalarında bolca minyatür Merlion Heykeli bulmak mümkün.











Singapur'da tarihi yapı yok. Zaten kent İkinci Dünya Savaşın'da yerle bir olmuş, Japonlar burada taş üstünde taş bırakmamışlar.
Şehri 1800'lü yıllarda Stamford Raffles adlı bir İngiliz kurmuş. Raffles'in İmpres Meydanı'nda bir heykeli bulunuyor.
Sentosa Adası'nda Singapur'un minik tarihini bulabileceğiniz bir müze var. Müzede, Singapur'un balıkçı köyü olduğu zamanlardan günümüze kadarki tarihsel süreci görsel olarak canlandırılmış.












Oldukça büyük bir alana yayılan bu müzenin içindeki tüm insan figürleri balmumundan yapılmış. Eski yaşamları canlandırmak için ses efektleri konmuş. Evler, odalar ve eşyaların hepsi eskiye sadık kalınarak tanzim edilmiş.












Ada, hava kararıp da akşam olduğunda, sanki gündüzü geri çağırmak istermişçesine ışıl ışıl oluyor. Sonra -adada bulunan- büyük Merlion Heykeli tüm ihtişamıyla ışıklandırılıyor. Ardından havuzdan çıkan fıskiyelerin dansıyla muhteşem bir lazer gösterisi başlıyor. Arka fondaki yüksek volümlü müzik ise tüm bu görüntülerin güzelliğini daha da yoğunlaştırıyor.

Singapur'un dünyaca ünlü büyük bir hayvanat bahçesi var. Bu hayvanat bahçesinin gündüz ve gece gezilen bölümleri farklı.
'Night Safari' adını verdikleri gece safarisi, akşam 20:00'den sonra başlıyor. Gündüz gezilen hayvanat bahçesinin daha güzel olduğunu öğrenmekle birlikte zamansızlıktan dolayı hayvanat bahçesinin ancak gece bölümünü gezme fırsatımız oluyor.
Night Safari, üstü açık ve sessiz çalışan bir trenle yapılıyor. Hayvanlar kafeste değil, tamamen açık bir alanda, doğal ortamlarındalar.
Adı üstünde turun ismi 'Gece Safarisi' olunca zifiri karanlıkta sessizce ilerliyoruz. Ormanın içinde ışıklandırılmış olan alanlar var. Vahşi dediğimiz hayvanlar ancak bu şekilde görülebiliyor. Bu hayvanların birbirlerine olan mesafeleri çok yakın olmakla birlikte aralarında büyük bir dostluk var gibi geldi bana:)
Örneğin: Aslan, yanındaki ceylanı takmıyormuş gibi duruyor, ceylanın ise aslandan hiç korkusu yok gibi... Diyorum ki, ya bu hayvanların arasında bizim göremediğimiz bariyerler vardı ya da gerçekten birbirleriyle dost olmuşlar;)

Ertesi gün Çin Mahallesi'ni görüyoruz. Özellikle New Bridge ile Smith Caddeleri arasındaki dar sokaklara kurulmuş olan Çin Mahallesi'ni görmesek Uzak Doğu'da olduğumuz aklımıza gelmeyecekti.












Bu ülkede elbette sadece Çinliler yaşamıyor.
Hint tapınaklarının önünden geçiyoruz. Bu tapınaklar demir parmaklıklar arkasında olduğundan sadece uzaktan, kamera ile görüntü alabiliyorum.
Hindular, kendi dinlerinden olmayanların kutsal tapınaklarına girmelerine çoğu zaman izin vermiyorlar.

Daha sonra alışverişin kalbi olan yere 'Orchard Road'a geçiyoruz. Yani Orkide Caddesine...
Cadde üzerinde çok büyük alışveriş mağazaları mevcut. Bu mağazalar gece geç saate kadar açık ve burada gezmek oldukça eğlenceli. Ancak bizim fazla zamanımız olmadığından 'Orchard Road'u tam olarak gezdiğimiz söylenemez. Çünkü; zamanımızın büyük bir kısmını elektronik mağazasının birinde kaybettik. Bir kamera için uzun pazarlıklar yapıldı. Mağaza sahibi her zaman olduğu gibi yine bir Çinli...
Neyse uzatmayayım, pazarlık sonrası bir video kamerayı 1000$'a aldık. Dönüşte Tayland Havaalanı'nda aynı kamerayı 850$'a... Dubai'de ise 750$'a  hem de pazarlıksız görünce, en çok o mağazada harcadığımız zamana üzüldüm.

Akşama doğru şehri son kez turladıktan sonra Singapur'dan ayrıldık.
Sonuç olarak; zevkle döşenmiş, zengin, ferah bir ev misali temiz mi temiz, modern bir ülke görmek isterseniz Uzak Doğu'ya yolunuz düştüğünde Singapur'a uğrayın derim.