MALDİVLER (Eylül-2002)

Hint Okyanusu'nda 1200 tane sıralanmış ada; en uzak iki adanın arası 840 km'yi buluyor. Bu minicik adalar ''atol'' adı verilen yüzük şeklindeki resiflerle coğrafik olarak gruplanmış. Toplam 26 tane atol var. Her atolde de farklı sayıda adacık bulunuyor.
Yani kısacası atolü yüzük olarak düşündüğümüzde adalar da bu yüzüğün taşları gibi oluyor.
Şimdi bu satırları yazarken aklımdan, bu adaların romantikliğine uymayan bir sürü düşünce geçiyor. ''Bu ülkede öğrenci olsam coğrafya dersinden kesin kalırım,'' diyorum. Sınavda bana ''ülkenin haritasını çiz'' diye bir soru gelse bunu ancak Rain Man filmindeki otistik Raymond'un hafızasına sahip olursam başarabilirim. Ya da diğer bir soru ''ülkenin adalarının ismi'' olsa.. Kaç tanesini sayabilirdim acaba?
Maldivler'deki 1200 tane adadan 1000 tanesi ıssız, buralarda kimse yaşamıyor. Geriye kalan 200 ada ise resortlar ve yerli halk arasında paylaşılmış.
Ülkede katı bir İslami rejim olduğundan, yerli halk -genelde ''resort'' denilen- bu tatil adalarından tamamen soyutlanmış. Ülkeye domuz eti ve alkol girişi kesinlikle yasak! Ancak tatil adalarında her şey serbest. Maldivler'de bu tatil adaları ayrı bir cumhuriyet gibi.
Küresel ısınma sebebiyle bir süre sonra bu adaların yok olacağı ön görüsü var. O yüzden Maldivler Devleti, Avustralya ile göçmenlik anlaşmasını şimdiden imzalamış bile...








Ülkede kullanılan her adanın ayrı bir işlevselliği var.
Örneğin: Adanın biri sadece havaalanı olarak kullanılıyor. Solda, fotoğrafta görülen Maldivler'in ulusal havaalanı... Adanın büyüklüğü neredeyse pistin boyu kadar.  Ancak bu havaalanına direkt uçuş fazla değil. Genelde Maldivler'e gelmek için Dubai ya da Doha aktarmalı uçmak gerekiyor.
Bir başka ada; Başkent Male... Bir diğer adayı petrol depolamak için kullanıyorlar ya da hapishane için ayrı bir ada ayrılmış. Hapishane adası deyince aklımıza ''Alcadraz'' gibi bir yer geliyor ya da İmralı... Öyle değilmiş. Buradaki suçlulara verilen en büyük ceza; sevdiklerinden ayrı olarak başka bir adada yaşamalarıymış. Bu adaya da ''hapishane adası'' diyorlar.









Havaalanında, gidilecek adaya göre değişen hava taksileri ve hızlı tekneler var. Uzak adalara gitmek için hava taksileri kullanılıyor. Ada, havaalanına daha yakınsa hızlı teknelere biniliyor. Zaten rezervasyon yaptırılan resorttan bir yetkili havaalanında sizi bekliyor oluyor.

Kalacağımız ada, tekneyle, havaalanına 15dk'lık mesafede, Maldivler'in büyük adalarından biri. Büyük ada dediğime bakmayın boyu 1 km eni 250 m. Burada büyüklük göreceli bir kavram. Diğer küçük adaları varın siz düşünün.
Büyük adaların avantajları; gece eğlencelerinin, canlı müziğinin ya da tenis kortlarının olması ve fiyatlarının küçük adalara göre daha ucuz olması. Gidilecek ada küçüldükçe fiyatlar artıyor, burada sadece o adanın konuklarına hizmet veren özel görevliler oluyor. Yemekler bile başka bir adada yapılıp kayıklarla geliyor.

Adada, sahilde ve denizin üstünde olmak üzere iki çeşit bungalov var. Denizin üstündeki bungalovlarda kalınıyorsa, sabah yüzünüzü bile yıkamadan suya cuplayabilirsiniz.
''Ne var yani? Ben sahilden de denize cuplarım.'' diyorsanız, denizde yüzebilmeniz için biraz yürüyerek açılmanız gerekiyor. Çünkü kıyıdaki mercanlar, hemen cuplayıp yüzmenize izin vermiyor.
Genelde Maldivler'in bungalovlarında duş, açık bir alana yerleştirilmiş. Açık alan derken duş tamamen ortada değil, etrafı bir panelle kapatılmış ancak üstü açık.
Yani size diyorlar ki, duşunuzu gök kubbenin altında alın.













Bu adalara gelmek için en ideal aylar, Ekim-Mart arası. Haziran-Ekim arası ise sıcaklık değerlerinde pek bir değişme olmasa da yağış miktarı, güney muson ikliminin etkisi ile artıyor.
Adada kaldığımız süre içerisinde şiddetli muson yağmuruna ben de denizde bir kez yakalandım. Herkes yağmurdan kaçışırken yağmurun altında denizin içinde olmak güzeldi, iyi ki kalmışım! Daha sonra, kısa süren, şiddetli yağmurun arkasından -hayatımda ilk defa gördüğüm- birbirini kesen bir çift gök kuşağı gökyüzünü öylesine taçlandırdı ki, artık o andaki manzaranın tarifini yapacak edebi dilim olmadığından buraya daha fazla bir şey yazamıyorum.

Maldivler her ne kadar balayı adaları olarak nitelendirilse de aslında dalış merkezleri. Kalınan resortlarda dalmak için her türlü imkan var. Profesyonel dalgıç olmasanız da, yanınızda dalma ekipmanları bile olmasa, birkaç saatlik dersten sonra onlardan kiralayacağınız dalış malzemeleriyle bu fırsatı değerlendirmek mümkün. Su altı fotoğrafları için; eğer bu konuda özel bir hobiniz yoksa, sualtı fotoğraf makinesı almanıza bile gerek yok. Dubai Havaalanı'nda elinizdeki makinaya uygun bir hausing bulabilirsiniz. Ben bunu ancak dönüşte Dubai'de öğrendim.

Dalışa, ''dhondi'' adı verilen, bizdeki taka benzeri teknelerle gidiliyor. Dalış için; atollerin etrafından, okyanusa doğru oluşan ''gel-git''ler yüzünden meydana gelen akıntının durumunu mutlaka öğrenmek gerekiyor. Bunun için bir tablo hazırlamışlar; günün her saatini içine alacak şekilde, nereden nereye akıntı oluyor yazmışlar. Gerçi akıntıların yerlerini öğrenseniz bile, rehber olmadan bu sulara dalamıyorsunuz.

Dalışta; her ne kadar yukarıdaki bu fotoğraf bana ait olmasa da, gördüklerim bunlardı.
Hayatımızın normal akışı içinde suyun altındaki bu yaşam hiç aklımıza gelmez. Nasıl gelsin ki? Ana karada yaşarken gündelik işlerle, çekişmelerle öylesine yoğruluyoruz ki!
Burası bambaşka bir dünya... Bu dünyaya daldığımda ''Aman Tanrım!'' dedim. Burada nutkum tutuldu, zaman mefhumum kayboldu, tüm sıkıntılarım suyla birlikte aktı gitti, gündelik boş işlerin hepsi unutuldu.
Bu muhteşemlik karşısında, Allah'a olan inancım daha da kuvvetlendi.









Maldivler'de bir slogan var ''Ayakkabı yok, haber yok!'' diye... Gerçekten de adada; televizyon yok, gazete yok, ayakkabı zaten yok:))
Ancak muhteşem bir manzara var. Hele bir de gün batarken...









Her gün olmasa bile adalardan Başkent Male'ye giden tekneler var.
Biz de ''hadi gidelim,'' dedik ve bindiğimiz tekneyi dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistlerle paylaştık.
Eminim tekneye binen herkes -bizim gibi- Male'yi ferdi bir biçimde gezeceğini düşünürken, tekneden inişte bizi yerli bir rehber karşıladı. ''Ayrılmayın, sizi ben gezdireceğim,'' dedi. Hal böyle olunca da teknedekilerle mecburen grup oluşturmak zorunda kaldık. Bir ara gruptan ayrılıp ara sokaklara girmeye kalktığımızda, uyarı alıp tekrar gruba dahil edildik.
Anlamadığım bir biçimde, istediğimiz yerleri bu rehber yüzünden gezemeyip sürekli engellemelerle karşılaştık. (Mübarek, sanki bizi Pentagon'da gezdiriyor gibiydi.)
Düşünüyorum da, misafirperverliklerinden mi böyle yaptılar yoksa bu düzen bize mi denk geldi ya da gerçekten ülkede bir takım kısıtlamalar mı var? Ben anlamadım:)
Örneğin; Male'ye ilk indiğimiz yerde -limanın hemen kıyısında- önünde Maldivler'in bayrağının çekilmiş olduğu binanın fotoğrafını çekmek istediğimde, neredeyse fotoğraf makinemi elimden alıyorlardı. Resimlemeye kalktığım bina, bizdeki MİT binasının dengiymiş. Güvenlikleri açısından böyle bir şeye izin veremeyeceğini söyleyen, hele ki hiç ordusu olmayan bu ülkedeki yetkiliye sadece gülüyorum. Başka ne yapabilirim ki? Burası onların ülkesi, bize sadece onların kurallarına uymak düşer.

Neyse, ben tekrar gezimize döneyim. Male'nin küçük bir çarşısı var. Çarşı dükkanlarında, mercanlardan ve deniz kabuklarından yapılmış hediyelik eşyalar satılıyor.









Şehirde görülecek yerler arasında; Başkanlık Sarayı ve Cuma Cami var. Bunun dışında, ''zamanım çok'' diyenlere tropik bitkilerin olduğu ''Sultan Park''ı önerebilirim.
Yani sonuç olarak, Male'nin gezip görülecek pek fazla bir yeri yok. Ancak, halkın nasıl yaşadığını görmek açısından bu gezi cazip.
Male sokakları, motosikletlerle dolu. Neredeyse ulaşımın tamamı bu taşıtlarla yapılıyor. Kadınları genelde İslami şartlara göre giyiniyor. Fakir olan halkın en büyük geçim kaynağı balıkçılık. Ülkede tarım yok gibi... Zaten adalarda su da yok. Bu yüzden suyu ve tarım ürünlerini ithal etmek zorundalar. Ülkede kalkınma planı yapmaya çalışsalar da boş! Önlerinde, bir gün batıp yok olabilecekleri gerçeği var.









Kaldığımız adada yemekler damak tadımıza uygundu. Restaurant'ta bize hizmet eden İbrahim ile dost oluyoruz. Ondan Maldivler'deki yaşamla ilgili epey bilgi topluyoruz. Bir ara söz, sahilde dolanıp duran ''yavru köpek balıkları''ndan açılıyor. ''Olur ya! Bu köpek balıklarından birinin saldırısına uğrarsak en yakın tam teşekküllü hastane Male'de mi?'' diyoruz. ''Hayır!... Sri Lanka, Colombo'da!.'' diyor. ''Aman Tanrım!'' Tabiri caizse ''kelle koltukta'' yani... Ama yine de İbrahim'in bizim sorumuzu anlamadığını ya da onun verdiği cevabı bizim doğru yorumlamadığımıza inanıyorum.















Adada, sahilde duran bu salıncağı boş bulmak mümkün değil. Sürekli çiftlerin biri oturuyor diğeri kalkıyor. Arada çok yaşlı Avrupalı turistler de dikkatimi çekiyor. Şimdi onları da son sözüme bağlayacağım.

Sonuç olarak, küçücük bir adayı ancak bu kadar anlatabilirim. Son olarak kendi şahsi fikrimle Maldivler'i kapatacağım.
Eğer sadece balayı için bu adalara gelindiyse; tercih, küçük adalardan yana olmalı. Hiperaktif, gezmeyi, değişik yerler görmeyi sevenler de Maldivler tatilini kısa tutmalı, çünkü adalarda yapacak fazla bir aktivite yok. Bir süre sonra sıkar.
Kimin başına nerede ne geleceği belli değil, ancak kronik hastalıklarınız varsa yaşınız da biraz ileriyse ya da ikinci baharımı yaşamaya geldim diyorsanız... Demeyin!
Male'deki ufak tefek hastaneler derdinizin çaresi olmayabilir. En yakın tam teşekküllü hastane Sri Lanka'daymış bunu unutmayın! Ben söyleyenin yalancısıyım:)